AJ 127 PLAKALI BUGATTİNİN RY 127’YE EVİLME GIZEMİ
Julyet Altın, Kumkapı’daki 127 numaralı o mütevazı fabrikasında tenekeye can verirken, aslında bir numaranın ölümsüzleşeceğini biliyor muydu? Plakasına işlediği o numara, onun ticareti terk ettiği 1983 yılının soğuk bir Aralık gününden sonra bile, başka bir marka altında yaşamaya devam etti.
Ufuk Bugatti, belki de Altın firmasının tozlu atölyelerinde yetişmiş, ustasının kalıbına sadık ama kendi yolunu çizmeye çalışan bir usta-çırak hikâyesinin sessiz kahramanıydı. Belki de Altın firması kapılarına kilit vururken, bu değerli kalıbı koltuğunun altına alıp kendi ‘ufkunu’ aramaya çıkan bir zanaatkârın hüzünlü ve umutlu girişimiydi bu.
Onlarca kalıp içinden neden sadece bu Bugatti kalıbının seçilip yaşatıldığı ise başlı başına bir merak konusudur. Belki diğer kalıplar da kurtarılmak istendi ancak plastiğin piyasayı istila ettiği o sert iklimde beklenen ticari sonucu vermedi ve diğer ksalıplar hurda eritme potalarına mahkûm edildi. Çünkü Ufuk firmasının kurulduğu yıllar, teneke oyuncağın son nefesini verdiği, yerli devlerin bile saf değiştirdiği bir dönemdi.
Nitekim dönemin büyük aktörlerinden Alasya, ‘Al-Kar’ı kurarak plastiğe giriş yapmış; Alasya logolu ürünlerindeki teneke oranını hızla azaltmıştı. Ne-Kur, Datsun serisi ve ışın tabancasıyla metalden koptuğunu ilan ederken; Gürel de teneke-plastik karışımı hibrit bir üretim sürecine sığınmıştı. İşte bu ‘plastik devriminin’ ortasında Ufuk, o ağır ve zahmetli metal kalıbı yeniden prese bağlayarak adeta zamana meydan okumuştu.
İlginç olan şudur ki; “Ufuk” markalı Bugatti’ler, selefi Altın’a göre çok daha diri ve sanki zamana karşı daha dirençli görünür. Altın markalı olanlar, yaşanmışlığın ve yıllanmışlığın verdiği o yorgun pas tadını taşırken; Ufuk markalılar, tenekenin plastiğe yenilmeden hemen önceki o son ve parlak vedası gibidir. Belli ki baskı tarihi son dönemleri işaret etmektedir. Piyasada daha sık rastlanmaları, belki de bu “hayalet gibi bilinen markanın” tenekenin son demlerinde büyük bir umutla bastığı yüksek adetli üretimlerin bir sonucudur.
Bugün, RY 127 plakalı o Bugatti’ye baktığımızda gördüğümüz şey, sadece teknik bir kalıpçılık başarısı değildir. O; ustasından kopan bir parçanın, yeni bir isimle ama eski bir ruhla hayata tutunma çabasıdır. Altın firmasının kapanışıyla yetim kalan o kalıp, Ufuk markasında son kez parlamış ve Türk teneke oyuncakçılığının batmakta olan güneşine eşlik etmiştir.
El değiştiren o canlı renkli miras, oyuncakçı dükkânlarının raflarında çekilen son ve en parlak “elveda” fotoğrafıdır.
Ufuk markasını vuran kişi (tasarımcı, usta, şirket sahibi) bu geleneği hiç bozmadan sadece harfleri değiştirmiş demektir (kendi isminin baş harflerini mi vurdu o plakaya, yoksa çok sevdiği birinin mi? Bu iki harf, Türk oyuncak tarihinin en mahrem imzası olarak kalıbın üzerinde sonsuza dek mühürlü kaldı). Bu da bize “Ufuk” markasının sahibinin, Julyet Altın’a çok yakın, belki de onun atölye şefi olabilir. Ufuk markası, plakanın harflerini AJ (Julyet Altın)’den RY’ye çevirmiş olabilir ama 127’ye dokunmamıştır. Çünkü 127, o oyuncağın vatanıdır; Kumkapı’daki o tozlu atölyenin tapusudur. Julyet Altın ticareti terk ederken sadece mal beyanında bulunmamış, bir semtin, bir sokağın ve bir kapı numarasının hikâyesini yeni sahiplerine emanet etmiştir.
Bir önceki yazıda belirttiğimiz Eylül 1983’te Ufuk kurulur (Hazırlık aşaması). Aralık 1983’te Julyet Altın resmen veda eder. Bu iki tarih arasındaki 3 aylık boşluk, muhtemelen kalıbın Kumkapı’dan (No: 127) Süleymaniye’deki Nezihbey İş Hanı’na taşındığı, “Altın” logosunun kazınıp yerine “Ufuk” logosunun işlendiği o sancılı geçiş dönemidir.
ÇETİN ÖZBEY