SEVİN OYUNCAKLARI
İzmir’in Saman Bebeklerinden İstanbul’un Sabuncu Hanı’na: Göksel Ailesi
Türk oyuncak tarihinin köşe taşlarını döşeyen isimleri aradığımızda, karşımıza çıkan en eski ve vakur simalardan biri Musa Kâzım Göksel’dir. Göksel’in serüveni, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, 1930’lu yıllarda İzmir’in sokaklarında başlar. Henüz oyuncak sanayiinin telaffuz dahi edilmediği o yıllarda; içi saman dolu bez bebekler ve el emeği tahta kamyonlarla çocukların hayal dünyasına dokunan Musa Kâzım Bey, bu yerel başarıyı 30’ların sonunda ticaretin merkezi İstanbul’a taşır.
Bir Devrin Trajik Sonu ve Haleflerin Doğuşu İstanbul oyuncak sektörüne yirmi yılı aşkın süre büyük katkılar sunan, ithalat ve toptan satışın kurallarını koyan Musa Kâzım Göksel, ne yazık ki 1961 yılında geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Bu ani kayıp, sadece aileyi değil, o dönem her biri birbirini yakından tanıyan Eminönü esnafını da derinden sarsar. İşte tam bu noktada, sicil belgelerindeki o resmi ifadeler (M. Kâzım Göksel Halefleri) anlam kazanır. Babasının vefatıyla bayrağı devralan oğlu Üner Göksel, aileyi ve ticari mirası korumak için kolları sıvar.
Belgelerdeki Vefa: Bir Aile Anayasası 1961 ve 1962 tarihli ticaret sicil kayıtları, Üner Göksel’in bu zorlu dönemdeki yönetim başarısını belgeler. Henüz 14 yaşında olan kardeşi Ünal Göksel’in de haklarını korumak adına verilen mahkeme mücadeleleri ve hisse devirleri, ailenin sadece ticaretle değil, birbirine olan bağlılıkla da ayakta kaldığını gösterir. Nişantaşı’ndan her sabah yola çıkıp Eminönü Sabuncu Han 3 numaradaki dükkânın kepengini açan Üner Göksel, babasının İzmir’de attığı o ilk temelleri, İstanbul’un en güçlü toptancı yapılarından birine dönüştürür.
Ramiz Akyürekli ve Göksel Ailesi: İki Kader Birliği Aynı dönemde Laleli’de Caner Plastik’i kuran Ramiz Akyürekli ile Sabuncu Han’daki Üner Göksel, omuz omuza vererek Oyuncakçılar Derneği’nin temellerini tahkim ederler. Biri plastik üretimin ve “Pilli Çamaşır Makinesi” gibi pazarın tozunu attıran icatların ustası; diğeri ise Anadolu’ya oyuncak dağıtan, geleneksel toptancılığı modern kurumsallığa taşıyan bir halef...
Mazinin Patlayan Şenliği ve Nadide Çizgiler
Türk oyuncak tarihinin tozlu raflarında, bugün koleksiyonerlerin ve müze vitrinlerinin en mutena köşelerini süsleyen bir isim parıldar: Sevin. O, bir neslin çocukluk gürültüsünü ve hayallerini şekillendiren, dökümün ağırlığı ile tenekenin zarif hafifliğini aynı potada eriten bir markadır.
Sevin dendiğinde, zihinlerde yankılanan ilk ses kuşkusuz o meşhur mantar tabancalarının patlamasıdır. Gerek sağlam döküm kasaları gerekse ustalıkla işlenmiş teneke gövdeleriyle bu tabancalar, sokağın hakimi olan çocukların en sadık yoldaşıydı. Marka; çatapatlardan kızkaçıranlara, bayram sabahlarının heyecanını taşıyan yanıcı ve patlayıcı ürünlerin yanı sıra, tenekenin soğuk yüzüne sıcak ruhlar üfleyen hayvan figürlerini de ürün yelpazesine nakşetmiştir.
Ancak Sevin’in üretim kronolojisinde bir mücevher vardır ki, o sadece bir oyuncak değil, adeta bir mühendislik rüyasıdır. Markanın ikonik zirvesi sayılan; Amerika menşeli 1950 model Buick Roadmaster / Super modelinden esinlenerek üretilen o efsanevi teneke otomobil, oyuncak dünyasının “kayıp kıtası” gibidir. Bugüne dek gün ışığına yalnızca bir kez çıkan bu nadide parça, Sevin’in bir dönem ne denli yüksek bir işçilik ve vizyonla üretim yaptığının en sessiz ama en güçlü tanığıdır.
Musa Kâzım Göksel’in saman bebeklerle başlattığı bu destan, oğlu Üner Bey’in vizyonuyla 1970’li yılların sanayileşme hamlesine kadar kesintisiz taşınmış ve Türk oyuncakçılığının “altın çağını” hazırlayan en önemli aktörlerden biri olmuştur. Bugün koleksiyonlardaki eski bir tahta kamyonda veya paslı bir teneke parçada, bu iki dev ismin —Akyürekli ve Göksel— vizyoner dostluğunun izlerini bulmak mümkündür. Sevin markasıyla madeni eşyaların da üretimi yapılmıştır. En çok bilinen ürün el feneridir.
ÇETİN ÖZBEY