MERCAN’IN ÖNCÜSÜ BULUŞ OYUNCAK
İstanbul’un ticaretle yoğrulmuş hafızasında, bazı isimler vardır ki yalnızca bir işletmeyi değil, bir zihniyeti, bir cesareti temsil eder. İşte bu hikâyenin ilk sayfalarında karşımıza çıkan Cemalettin Kınaçav, tam da böyle bir öncüdür.
1958 yılında Kadıköy’ün henüz bugünkü kalabalığına kavuşmamış, daha sakin ve ferah semti Suadiye’de temelleri atılan Buluş Oyuncak Atölyesi, aslında bir hayalin somut hâle gelmesiydi. Türkiye’de plastik hammaddesinin henüz yeni yeni tanındığı, hatta çoğu kişi için yabancı bir kavram olduğu o yıllarda, “alkaten” üretimine cesaret etmek sıradan bir girişim değil; ileri görüşlülüğün, hatta biraz da gözü pekliğin ifadesiydi. Kınaçav, sadece dönemin koşullarını takip eden değil, onları şekillendirmeye talip olan bir zanaatkârdı.
Buluş Oyuncak, daha en başından itibaren tek bir alana sıkışmayı reddeden bir anlayışla yol aldı. Oyuncak üretiminin yanına “av tapası” gibi teknik bir ürünü de ekleyerek, teknolojiyi çok yönlü kullanmanın mümkün olduğunu gösterdi. Bu yaklaşım, onun yalnızca bir oyuncak üreticisi değil, aynı zamanda üretim kültürünü genişleten bir isim olduğunu da ortaya koyuyordu.
1962 yılına gelindiğinde ise bu hikâye yeni bir sahneye taşındı. Atölye, İstanbul ticaretinin kalbi sayılan Mercan’da, Sivaslıoğlu Han’a taşındı. Bu taşınma yalnızca fiziksel bir yer değişikliği değil; aynı zamanda Buluş Oyuncak’ın üretim ruhunun, şehrin en canlı ticaret damarlarından birine karışması anlamına geliyordu. Mercan’ın dar koridorlarında yankılanan çekiç seslerine, kalıp kokularına ve ustaların sabırlı emeğine artık Buluş’un izleri de eklenmişti.
Kınaçav ve ekibi, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek minyatür tarzda oyuncak bakkal üretimine imza attı. Bu oyuncaklar yalnızca birer nesne değil, çocukların hayal dünyasında kurdukları küçük ekonomilerin, alışverişlerin ve sosyal ilişkilerin sahnesiydi. Raflara dizilen minik ürünler, küçücük teraziler ve kasalar… Her biri, çocuklara oyun yoluyla hayatın içinden bir kesit sunuyordu.
Buluş Oyuncak’ın üretim yelpazesi bununla da sınırlı değildi. “Maç Oyunu”, “Ping Pong”, “Langırt”, “Boncuk Mekano” ve “Model İnşaat Oyunu” gibi ürünlerle çocukların yalnızca eğlenmesini değil, aynı zamanda el becerilerini, kas gelişimlerini ve üretme kabiliyetlerini artırmayı hedefledi. Her oyuncak, çocuğun hem zihnine hem de ellerine hitap eden bir öğrenme aracına dönüşüyordu.
Kınaçav, kız çocuklarını da unutmamıştı. Bebek evleri için üretilen oda takımları, incelikli detayları ve zarif tasarımlarıyla yalnızca oyun değil, estetik bir deneyim de sunuyordu. Bu küçük mobilyalar, çocukların hayal gücünü besleyen, onları kendi dünyalarının mimarı hâline getiren unsurlardı.
Öte yandan Buluş Oyuncak, eğitici oyunlar alanında da dikkat çekici bir çeşitlilik ortaya koydu. “Elektrik Bilgi Oyunu”, “64.000 Sual”, “Konuşan Robot” gibi bilgi temelli setler, çocukların merak duygusunu besleyen, öğrenmeyi eğlenceli kılan yenilikçi ürünlerdi. “Satranç” ve “Dama” gibi strateji oyunları ise düşünmeyi, plan yapmayı ve sabretmeyi öğreten zamansız klasikler olarak üretim repertuvarındaki yerini aldı.
Bütün bu çabaların ardında yatan temel amaç, çocukların çok yönlü gelişimine katkı sağlamaktı. Zihinsel, fiziksel ve ruhsal gelişimi bir bütün olarak ele alan bu yaklaşım, Buluş Oyuncak’ı sıradan bir üreticiden ayıran en önemli özellikti.
1966 yılına gelindiğinde Buluş Oyuncak, ticaret sicilinden sessizce çekildi. Ancak bu bir son değil, ardında güçlü bir miras bırakan bir vedaydı. Kınaçav’ın atölyesinde şekillenen üretim anlayışı, kutu ve ahşap oyuncakların teknik altyapısı ve en önemlisi Mercan’a sinen o “üretim ruhu”, sonraki kuşaklara ilham vermeye devam etti.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Buluş Oyuncak, yalnızca kısa ömürlü bir işletme değil; Türkiye’de oyuncak üretiminin erken dönemine ışık tutan, cesareti ve yaratıcılığıyla iz bırakmış bir öncü olarak hatırlanır. Onun hikâyesi, küçük atölyelerde başlayan büyük hayallerin, zamanın ötesine nasıl taşınabildiğinin sessiz ama güçlü bir kanıtıdır.
ÇETİN ÖZBEY