Oyuncak, insanlık tarihinin en sade fakat en derin anlam katmanlarına sahip kültür nesnelerinden biridir. Bir çocuğun hayal dünyasını inşa eden bu küçük objeler, aslında üretildiği toplumun estetik anlayışını, zanaat birikimini ve en önemlisi "çocukluk" kavramına bakış açısını yansıtan birer aynadır. Geçmişin tozlu raflarından bugüne ulaşan her oyuncak, bir dönemin gündelik yaşam kodlarını içinde barındırır.
İstanbul’un manevi ikliminin kalbi olan Eyüp, yüzyıllar boyunca yalnızca bir inanç ve ziyaret merkezi değil, aynı zamanda imparatorluğun en neşeli zanaat kollarından birinin, Eyüp Oyuncakçılığı’nın da merkezi olmuştur. Cami avlusundan yükselen dualara, oyuncakçı dükkanlarından gelen ahşap tıkırtıları ve çocuk cıvıltıları eşlik etmiştir. Osmanlı döneminde burada faaliyet gösteren ustalar; ahşabı sabırla yontan, tenekeyi ustalıkla büken ve doğal boyalarla hayalleri renklendiren mahir elleriyle, İstanbul’un kültürel dokusuna benzersiz bir katman eklemişlerdir.
Bugün Eyüp oyuncakları, sadece nostaljik birer hatıra olmanın ötesinde; Osmanlı İstanbul’unda çocukluk dünyasını, geleneksel üretim tekniklerini ve toplumsal hiyerarşiyi anlamamıza imkân tanıyan paha biçilemez birer tarihî vesikadır. Bu çalışma, Evliya Çelebi’den Batılı gezginlere kadar pek çok seyyahın anlatılarıyla beslenerek; düdüklü testilerden aynalı arabalara, cambazlardan darbukalara kadar bu geniş külliyatın izini sürmektedir. Bu anlatılar, mütevazı birer nesne gibi görünen oyuncakların, aslında toplumsal hafızamızın ne denli güçlü birer parçası olduğunu kanıtlamaktadır.
Elinizdeki bu kitap, Eyüp’te kök salan oyuncak geleneğini tarihsel ve toplumsal bağlamı içinde bütüncül bir bakışla ele almayı hedeflemektedir. Amacımız sadece nesneleri kataloglamak değil; o nesnelere can veren ustaları, dönemin üretim ekosistemini ve bu zanaatın ardındaki kültürel felsefeyi görünür kılmaktır.
Bu çalışmanın, yok olmaya yüz tutmuş bu değerli mirasın yeniden hatırlanmasına, korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına bir nebze de olsa katkı sağlaması en büyük temennimizdir.
ÇETİN ÖZBEY