Yüzyıllar boyunca Eyüp’ün sokaklarında yalnızca ziyaretçilerin ayak sesleri değil, çocukların neşesi de yankılanırdı. Eyüp Sultan Türbesi’ne getirilen çocukların oluşturduğu hareketlilik mi, yoksa Kağıthane ve Haliç çevresinde gelişen zanaatkârlığın doğal bir uzantısı mı bilinmez; ancak Eyüp, zamanla çocuk dünyasının en renkli merkezlerinden biri hâline gelmiş, oyuncaklarıyla ününü kuşaktan kuşağa taşımıştır. Böylece bu mütevazı semt, yalnızca bir ziyaret yeri değil, aynı zamanda çocukluk hafızasının önemli bir parçası olmuştur.
Eyüp oyuncakları, Osmanlı şehir kültürünün özgün zanaat geleneklerinden biridir. Bu oyuncaklar yalnızca eğlence aracı değil, İstanbul’un toplumsal hayatını, şenlik kültürünü ve gündelik yaşamını yansıtan somut göstergelerdir. Üretimin ortaya çıkışı, büyük ölçüde Eyüp’ün dinî ve sosyal yapısıyla ilişkilidir. Türbe ziyaretleri, bayramlar, sünnet merasimleri ve mesire gezileri sırasında çocuklara oyuncak alma geleneği, bölgede sürekli bir talep oluşturmuş; bu talep zamanla yerleşik bir üretim alanına dönüşmüştür.
Bu oyuncaklar genellikle ahşap, teneke, kil, deri ve kâğıt gibi kolay erişilebilen malzemelerden üretilmiştir. Basit üretim tekniklerine rağmen güçlü bir görsel ifade taşıyan bu nesneler; atlar, arabalar, kuşlar, beşikler ve düdükler gibi figürlerle zengin bir repertuar sunar. Çoğu zaman basit mekanizmalarla hareket edebilen bu oyuncaklar, çocukların hayal gücünü harekete geçiren araçlar olarak tasarlanmıştır.
Üretim, genellikle küçük aile atölyelerinde ve el işçiliğine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Oyuncaklar yalnızca oyuncakçı dükkânlarında değil, aktar raflarının şifalı kokuları arasında veya seyyar satıcıların tablalarında da yer bulmuştur. Bu durum, Eyüp oyuncaklarının İstanbul genelinde yaygın bir dolaşıma sahip olduğunu göstermektedir.
Eyüp oyuncakları, temsil ettikleri anlam bakımından da önemlidir. Bayramlarda verilen hediyeler, mesire alanlarında satılan eğlence araçları ve sünnet törenlerinin bir parçası olarak, bu nesneler çocukluk kültürünün somut ifadeleri hâline gelmiştir.
Bu geleneğin izleri yazılı kaynaklarda da görülür. XVII. yüzyılda Evliya Çelebi’nin kayıtları, oyuncak üretiminin erken dönemlere uzandığını göstermektedir.
19. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da gelişen sanayi üretimi, geleneksel oyuncak üretimini de etkilemiş; fabrika üretimi karşısında zanaat temelli oyuncaklar giderek gerilemiştir. Buna rağmen Eyüp oyuncakları, 20. yüzyılın ortalarına kadar varlığını sürdürmüştür.
Bugün bu oyuncaklar, müzelerde ve koleksiyonlarda geçmişin çocukluk dünyasını anlamamıza imkân tanıyan önemli kültürel objeler olarak yaşamaya devam etmektedir. Eyüp oyuncakları, İstanbul’un zanaat tarihine ve çocukluk hafızasına açılan özgün bir pencere sunmaktadır.
ÇETİN ÖZBEY