ÖZ OYUNCAKLARI
Ev İçi Dünyanin Oyuncağa Dönüşümü
1970’li yıllar, Türkiye’de oyuncak üretiminin yalnızca malzeme ve teknik açısından değil, içerik ve hayal dünyası bakımından da dönüşmeye başladığı bir döneme işaret eder. Bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri, Ethem ve Mehmet Özçekiç kardeşlerin kurduğu Öz Oyuncakları’dır.
Ankara Bahçelievler’de mütevazı bir pasajda başlayan bu hikâye, aslında oyuncak tarihimizin en özgün yönelimlerinden birini temsil eder. Asker emeklisi Özçekiç kardeşler, ilk etapta telden terzi mankenleri üreterek küçük ölçekli bir zanaatkârlık pratiği yürütürken, aynı pasajda yer alan oyuncakçı dükkânının kapanmasıyla birlikte yönlerini değiştirmişlerdir. 1971 yılında oyuncak üretimine adım atmaları, bir boşluğun sezgisel biçimde fark edilmesi kadar, dönemin değişen tüketim kültürüne verilen yaratıcı bir cevaptır.
Öz Oyuncakları’nı benzerlerinden ayıran temel unsur, yalnızca oyuncak üretmek değil; gündelik hayatın nesnelerini çocuk dünyasına tercüme etme becerisidir. 1972 yılından itibaren üretmeye başladıkları pilli oyuncak çamaşır makineleri, bu yaklaşımın en çarpıcı örneğidir. Bu oyuncaklar, yalnızca birer eğlence nesnesi değil; aynı zamanda ev içi yaşamın, özellikle de görünmeyen emeğin, çocukların oyun evrenine taşınmasıdır.
Bu üretim çizgisi kısa sürede genişlemiş; 1975 yılında pilli fırınlı ocaklar ve devamında elektrikli süpürgelerle çeşitlenmiştir. Böylece Öz Oyuncakları, çocuklara yalnızca oyun değil, bir yaşam pratiğinin minyatür bir simülasyonunu sunmuştur. Bu durum, oyuncakların pedagojik ve kültürel işlevine dair önemli bir kırılmayı da beraberinde getirir. Artık oyuncak, yalnızca hayal edilen bir dünyanın değil; yaşanan dünyanın da yeniden kurulabildiği bir araç hâline gelmiştir.
Özçekiç kardeşlerin üretimi, teknik anlamda pilli sistemlerle modernleşirken; içerik bakımından son derece yerel ve tanıdık bir dünyaya yaslanır. Bu ikili yapı—teknolojik yenilik ile gündelik hayatın iç içeliği—Öz Oyuncakları’nı Türk oyuncak tarihinde ayrıcalıklı bir konuma yerleştirir.
Sonuç olarak, Ankara’daki küçük bir pasajda başlayan bu girişim, 1970’ler Türkiye’sinde oyuncak kavramının sınırlarını genişleten önemli bir adım olmuştur. Öz Oyuncakları, çocukların oyun alanına ev içi dünyayı taşıyarak, oyuncak ile yaşam arasındaki mesafeyi incelten öncü bir üretim pratiği olarak hatırlanmalıdır.
Öz Oyuncakları’nın üretim tercihleri, yalnızca teknik bir yenilik ya da ürün çeşitliliği meselesi değil; aynı zamanda dönemin oyuncak kültürüne yönelik sessiz ama anlamlı bir kırılmadır. Zira Türkiye’de oyuncak üretimi uzun yıllar boyunca büyük ölçüde erkek çocuklarını merkeze alan bir anlayışla şekillenmiş; araba, silah, asker ve mekanik araçlar bu dünyanın başat unsurları olmuştur.
Bu bağlamda Özçekiç kardeşlerin geliştirdiği oyuncak çamaşır makineleri, fırınlı ocaklar ve elektrikli süpürgeler, yalnızca yeni ürünler değil; odağını bilinçli biçimde kız çocuklarına çeviren bir üretim yaklaşımının somut örnekleridir. Bu oyuncaklar, ev içi yaşamı ve gündelik pratikleri çocuk oyununa dahil ederken, aynı zamanda oyuncak dünyasında ihmal edilmiş bir alanı görünür kılar.
ÇETİN ÖZBEY