Türk oyuncak tarihinin tozlu sayfaları arasında, adı sıkça anılmasa da izleri derinlere işlemiş bir hikâye vardır: Tüten Oyuncakları. 1937 yılında Fatih’te başlayan ve yaklaşık otuz yıl boyunca süren bu sessiz ama nitelikli üretim serüveni, bugün çoğu zaman yanlış bir adla anılsa da, aslında kendi kimliğini çoktan kurmuş bir ustalığın hikâyesidir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında oyuncak üretimi denildiğinde akla daha çok teneke ve plastik malzemeler geldiği, Eyüp Oyuncaklarının giderek etkisini yitirdiği bir dönemde Tüten Oyuncakları farklı bir yol seçti. Onlar, ağacın sıcaklığına, dokusuna ve doğallığına sadık kalarak üretim yapan öncü isimlerden biri oldu. Bu tercih yalnızca bir malzeme seçimi değil; aynı zamanda bir estetik anlayışın, bir zanaat geleneğinin devamıydı, yani Eyüp Oyuncakçılığının...
Bu hikâyenin merkezinde, markanın kurucusu Ahmet Tüten yer alır. Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde ince marangozluk eğitimi almış olan Ahmet Tüten, ustalığını yalnızca bir meslek olarak değil, bir hayat biçimi olarak benimsemişti. 1932 yılında İzmir’e göç ettiğinde yanında getirdiği şey sadece birkaç alet değil; yılların biriktirdiği bilgi, sabır ve incelikti. İlk yıllarında mobilya üretimiyle geçimini sağladı; fakat ahşapla kurduğu ilişki, onu zamanla daha küçük ama daha anlamlı nesneler üretmeye yönlendirdi.
1937 yılı, bu yolculuğun yeni bir evresini başlatır. Kardeşi Mehmet Tüten’in Türkiye’ye dönerek İstanbul’a yerleşmesiyle birlikte, Tüten Oyuncakları’nın temelleri atılır. İki kardeşin elinde şekillenen bu üretim, yalnızca bir ticari faaliyet değil; ortak bir emeğin, paylaşılan bir ustalığın ve kardeşliğin somut bir ifadesidir.
Otuzyedi yıl boyunca üretilen Tüten oyuncakları, dönemin çocuklarına hem tanıdık hem de büyüleyici dünyalar sundu. Tramvaylar, trenler, el arabaları, ördekler, top arabaları… Ve özellikle üzerlerinde 1T, 2T, 3T, 4T ve 5T ibareleri bulunan ahşap kamyonlar. Bu harf ve rakamlar yalnızca bir işaret değil; ustanın ölçüyle, oranla ve düzenle kurduğu ilişkinin bir göstergesiydi. En küçük kamyon 1T olarak anılırken, en büyük model 5T ile ifade ediliyordu. Her biri, elde şekillenmiş, sabırla zımparalanmış ve çocukların hayal dünyasına bırakılmış küçük birer sanat eseriydi.
Ancak zaman, her hikâyede olduğu gibi burada da kendi hükmünü verdi. 1960’lı yıllar, oyuncağın en çok rağbet gördüğü dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda üretim biçimlerinin değiştiği, endüstriyel oyuncakların piyasaya hâkim olmaya başladığı yıllardı. Tüten Oyuncakları, bu dönüşüm karşısında varlığını sürdürmeye çalışsa da beklenmedik bir ölüm sebebiyle sessizce kapanmak zorunda kalır.
Bugün ise bu oyuncaklar çoğu zaman “Eyüp Oyuncağı” olarak anılmaktadır. Ahşap malzemenin geleneksel üretimle özdeşleştirilmesi, bu yanlış bilginin yayılmasına neden olmuştur. Oysa Tüten kardeşler Eyüp’te hiçbir zaman üretim yapmamıştır. Bu yanlış adlandırma, bir anlamda tarihin belleğinde oluşan küçük ama önemli bir kaymadır.
Bu gerçeğin gün yüzüne çıkması ise, araştırmacı Celil Atasever’in, Tüten Oyuncakları ile akrabalık bağı bulunan Alper Birsel ile gerçekleştirdiği kişisel görüşme sayesinde mümkün olmuştur. Sözlü tarihin kırılgan ama değerli yapısı içinde, bu tür tanıklıklar kaybolmaya yüz tutmuş bilgileri yeniden görünür kılar.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Tüten Oyuncakları, yalnızca bir üretim hikâyesi değil; aynı zamanda emeğin, ustalığın ve malzemeye duyulan saygının bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Her bir oyuncak, ahşabın liflerinde saklı bir zaman parçası gibidir. Ve belki de en önemlisi, yanlış bir isimle anılsa bile, hak ettiği değeri bulmayı bekleyen sessiz bir miras olarak varlığını sürdürmektedir.
CELİL ATASEVER'DEN ALINTI