LE-Sİ VE LEVON SIMON’UN SESSIZ VEDASI
Münzevi’de Bir Teneke Sesi
İstanbul’un oyuncakçılık tarihi denince akla önce 17. yüzyılın o meşhur Eyüp oyuncakları gelir. Ancak 1960’lar, bu kadim geleneğin teneke ve metalle buluştuğu yeni bir dönemin habercisidir. Leon (Levon) Simon, tam da bu dönüşümün göbeğinde, 1 Nisan 1968 tarihinde Eyüp’ün o dönemdeki sanayi kalbi olan Demirkapı Münzevi Kutucular Sitesi’ndeki 10 numaralı atölyesinde tezgâhının başına geçer.
İsimden Markaya: LE-Sİ’nin Doğuşu
Leon Simon, ticari hayatına önce kendi adıyla başlar. Ancak madeni eşya imalatındaki ustalığı ve vizyonu, onu sekiz yıl sonra daha kurumsal bir kimlik arayışına iter. 25 Ekim 1976 tarihinde, adının ve soyadının ilk hecelerini birleştirerek o meşhur “LE-Sİ Madeni Eşya İmalathanesi” unvanını tescil ettirir. Bu sadece bir isim değişikliği değil; Eyüp’ün o isli, paslı ama yaratıcı atmosferinde bir markanın mühürlenmesidir. LE-Sİ damgalı oyuncaklar ve madeni eşyalar, o dönemden itibaren çocukların hayallerine dokunmaya başlar.
Zamanın Durduğu Atölye
Levon Simon’un Bakırköy’deki evi ile Eyüp’teki atölyesi arasındaki o uzun mesai, muhtemelen bir ömür boyu sürer. Ancak her zanaatkârın hikâyesi gibi, bu hikâye de bir noktada sessizliğe bürünür. Tahminler, Simon’un üretim sürecinde hayata gözlerini yumduğunu ve arkasında bu mirası devralacak bir varis bırakmadığını gösteriyor. Münzevi Kutucular Sitesi’ndeki o kapı bir daha açılmamak üzere kapanır; içindeki kalıplar soğur, teneke levhalar tozlanır ve makineler susar.
Resen Veda: Kanunun Son Noktası
Onlarca yıl “metruk” bir kayıt olarak ticaret sicilinde bekleyen LE-Sİ, devletin 2013 yılında çıkardığı ve fiilen sona ermiş işletmeleri temizlemeyi amaçlayan kanun maddesiyle resmi olarak tarihe gömülür. 7 Haziran 2013 tarihinde, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü tarafından yayınlanan o kuru ilan metni, aslında bir devrin resmen kapandığının belgesidir:
“...münfesih durumda olan tacirlerin sicil kaydının resen silindiği hususu tescil ve ilan olunur.”
Bugün LE-Sİ’den geriye, koleksiyoncuların raflarında parlayan çok sayıda teneke oyuncak, belki de biri için karanlığı aydınlatan bir el feneri kaldı. Levon Simon’un Eyüp’teki atölyesinde başlayan bu serüven, bir usta öldüğünde sadece bir dükkânın değil, bir tarihin de nasıl sessizce silinebileceğinin en hüzünlü örneklerinden biridir.
“Belgelerdeki isim yolculuğu, ustanın kimliğine dair de sessiz bir tanıklık sunar. 1968’de sicile ‘Leon’ olarak giren o genç girişimci, 1976’da kendi markasını yaratırken adını ‘Levon’ olarak tahrir ettirir. Eyüp’ün metal işçiliği geleneğine eklenen bu Ermeni ustanın parmak izleri, bugün LE-Sİ markalı o nadir oyuncakların üzerindeki teneke kıvrımlarında yaşamaya devam ediyor.”
ÇETİN ÖZBEY